20120203

'Mısır'da Futbol Takımları Siyasi Parti Gibidir'

Futbol stadlarının adının karıştığı pek çok ölümlü felaketin aksine Port Said'de meydana gelen can kaybının temelinde lojistik bir sorun ya da bir inşaat hatası yoktu.

Olayların büyümesine sahada bulunan güvenlik kuvvetlerinin, binlerce taraftarı ayırabilecek sayıda ve güçte olmamasının yol açtığı belirtiliyor.

El Ehli taraftarları ise doğrudan polisi, kendilerini korumamakla suçluyor ve bunun altında siyasi gerekçelerin yattığını öne sürüyorlar.

Mısır polis teşkilatı, Hüsnü Mübarek rejiminin en kilit organlarından biriydi ve geçen yıl yaşanan Arap Baharı eylemleri sırasında göstericilerin doğrudan hedefi olmuştu.

Apolitize toplumun politik takımları
 
Öte yandan Mısır'da futbol taraftarları genel olarak bir hayli politize olmuş bir grup, son derece örgütlüler ve kolaylıkla harekete geçebiliyorlar.

Taraftarlar geçen yıl Mübarek aleyhindeki gösterilerin ön saflarında yer almış, büyük takımların "ultralar" denilen örgütlü, fanatik taraftar ağları bu hareketlerin öncüsü olmuştu.

El Ehli'nin "Ehlevi" denilen tribün grubu bu kesimin en büyük kollarından birisi...

Guardian gazetesine konuşan Mısırlı futbol yazarı Hazim el Mestikavi 1952 devriminden itibaren Mısır'da siyaset sıkı şekilde denetlendiği ve baskı altında olduğu için futbolun; özellikle de Kahire futbolunun ciddi şekilde siyasileştiğini belirtiyor.

"El Ehli ve Zamalek birer futbol takımı değil, aynı zamanda Mısır'ın en büyük siyasi partileri gibidir" diyor, halkın siyasi tartışmaların yapılamadığı ortamda boşluğu doldurmak için duruşunu, milli duygularını tuttuğu takımla ifade ettiğini belirtiyor.

Mübareke karşı tek yumruk

Zaman zaman birbirlerini Mübarek rejimine yandaş olmakla, yolsuzluklara karışmakla suçlamış olsalar da ezeli rakipler El Ehli ve Zamalek'in taraftarları, geçen yıl Arap Baharı eylemleri sırasında yan yana mücadele ettiklerini söylüyorlar.

Ultraların siyasi profili geçen yılki devrimden sonrada ön planda olmaya devam etti.

Çeşitli takımların taraftar gruplarından bazı temsilciler, Ocak ayı başlarında bir araya gelerek bir siyasi parti bile kurdu.

Adı "Beledi- Memleketim" olan parti, daha geniş özgürlükler temelinde bir siyaset yapacağını vadediyor.

Devam eden devrime destek

Ultralar son aylarda askeri yönetimin sivil idareye geçiş sürecinde ayak diremekle suçlandığı eylemlerde de ön sahnedeydi.
Portekizli teknik adam Manuel Jose, geçtiğimiz haftalarda öldürülen göstericiyi anma eylemine destek verdi

Hatta bazı ultralar son çatışmalarda polise saldırmakla, şiddeti teşvik etmekle suçlandı.

Bu suçlamaları reddeden taraftar grupları varlıklarının sadece protestocularun moralini yükseltmelerini sağladığını savunuyorlar.

Aralık ayında çatışmalar sırasında Muhammed Mustafa adlı bir öğrencinin öldürülmesi ardından desteklediği takım ve taraftarları bir sonraki maçlarına siyah formalarla çıkmış, takımın teknik ekibi özel bastırılmış tişörtler giymiş, tribünlerde yüzlerce kişi panolarla "devrim şehidi" yazısını oluşturmuştu.

Mısır'ın Hüsnü Mübarek sonrası dönemde yeni bir parlamentoya kavuşmuş olmasına rağmen, farklı bir siyasi ortam beklentilerinin gerçekleşmesi büyük oranda yeni anayasa çalışmalarına bağlı.

Futbolun siyasetle bağlantısı ise daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor.
 
haber: bbc türkçe

Tahrir'de Bir Amerikalı: Bob Bradley

Mısır Milli Takımı'nın ABD'li hocası Bob Bradley, bugünkü protesto gösterilerine katılmış. (via  Radwancfc )

20120125

Makul Taraftar Olmayacağız!

Taraftar gruplarından, Altay YSKA, Beleştepe, Boranlar, Buca İstasyon, Dersimspor, Dev Nurtepeliler, Forza Livorno, Halkın Takımı, Sol Açık FenerbahCHE, Şimşekler, Tek Yumruk, Ya Basta! Viva Göztepe, "sporda şiddeti ve düzensizliği önleme yasası"na tepki gösterdi.

Açıklamada, "Egemenlerin normaline karşı anormal olmayı tercih ediyoruz ve endüstriyel futbolun makul taraftarı olmaktansa makul taraftar olmayacağımızı yineliyoruz" denildi.

"Önce şehirlerimizi, sonra mahallelerimizi, sonra da ruhlarımızı ve oyunlarımızı işgal ettiler" denilen açıklamada, 'sporda şiddeti ve düzensizliği önleme yasası' denilen düzenlemenin, makul taraftar yaratmayı amaçladığı belirtildi.

Endüstriyel futbolun patronlarının yasanın kendilerine vuran yerlerini Meclis'te değiştirerek, kendilerini temize çıkardığı kaydedilen taraftar grubu açıklamasında, "Çünkü futbolun sahipleri onlardı. Futbol endüstrisinin patronlarıydılar onlar, tüccarlarıydılar... Bizler ise onlar için sadece satın alanlarız; maç bileti satın alan, forma satın alan ve onlara sonsuz destek olan. Bunları yaptığımız sürece onlar için bir tehlike değil, hatta kar tablolarındaki iştah kabartan verileriz. Ama sesimiz biraz çıktığında, kendimiz olmak isteğimizde düzeltmek için Meclise sundukları yasa bize tüm şiddetiyle uygulanmaktadır" denildi.

Makul taraftar olmayacaklarını ifade eden taraftar grupları açıklamalarında şu ifadelere yer verdi: "Bizi oyunun dışında bırakmaya çalışırlarken, bizi normalleştirmeye çalışırlarken ve bizi endüstriyel futbolun makul taraftarları yani müşterisi yapmaya çalışırlarken hangi takımın taraftarı olduğumuzun ve sevgimizin renklerinin bir önemi yok. Çünkü onlar renk, arma ve sevda ayrımı yapmıyorlar. Bizim için kutsal olan, onlar için rantsal olmaktadır.

Futbola ve tribünlerimize sahip çıkma kararlılığında olan biz emekten yana taraftar gruplarının tüm baskılara, engellere ve yasaklara karşın son sözü direniş, isyan ve mücadele olacaktır. Hangi tarafta olursak olalım, hangi armaya aşık olursak olalım bizi ve tribünlerimizi tehdit eden her türlü baskı ve yasaklara karşı dayanışma içinde tek vücut olacağımız bilinmelidir.

Bu oyunun ve taraftarı olduğumuz takımların gerçek sahipleri olarak haykırıyoruz; egemenlerin normaline karşi anormal olmayi tercih ediyoruz ve endüstriyel futbolun makul taraftari olmaktansa makul taraftar olmayacağimizi yineliyoruz."

20120114

Lefter ve Hrant'ın Takımı Taksimspor 70 Yaşında

Türk futbolunun efsane isimlerinden Lefter Küçükandonyadis'ten Hrant Dink'e, Tenekeci lakaplı Gabris İstanbulluoğlu'ndan Corc Papazyan'a kadar birçok Milli Takım oyuncusu yetiştiren Taksimspor, 70 yaşında.
Yöneticilerinin büyük çoğunluğunu Ermeni vatandaşların oluşturduğu ve onursal başkanlığını Süleyman Seba'nın yaptığı kulüp, geride bıraktığı 70 yılı bir dizi etkinlikle kutlayacak.

Bünyesinde Türk ve Ermeni 400 sporcunun bulunduğu ve İstanbul Amatör 1. Lig'de mücadele eden kulüp, birlik ve beraberliğin de sembolü.

Başkan Garo Hamamcıoğlu, "Sporun başladığı yerde ırk, mezhep gibi ayrılıklar biter. Bizde öyle ayrılık gayrılık yok. Kulübümüz, bu topraklardaki kardeşliğin en iyi örneği." diyor.

Taksimspor, Beden Terbiyesi Genel Müdür-lüğü'nün kararıyla Galatasaray'dan ayrılarak kurulan Ateş-Güneş, Nor Şişli ve Kale kulüplerinin birleşmesiyle 1940 yılında kurulmuş.

Başkan Hamamcıoğlu, kulüpte birçok futbolcunun yetiştiğini, bunların içinde en önemlisinin Lefter Küçükandonyadis olduğunu söylüyor. Hamamcıoğlu, "Lefter abi, lisanslı futbolcu olarak ilk defa 1940-43 yıllarında Taksimspor'da oynadı. Büyükada'dayken bizim eve gelirdi. Onun formasını, havlusunu, ayakkabısını taşımak benim için büyük bir şerefti." diyor. Hamamcıoğlu, Fenerbahçe'ye transfer olan Küçükandonyadis sayesinde Fenerbahçeli olduğunu anlatıyor.

Başkan, 5 kez A milli formayı giymiş Garbis İstanbulluoğlu hakkında ise şunları söylüyor: "Sene 1953. Tenekeci lakaplı meşhur Garbis vardı. Milli Takım formasını 5 kez giymiş bir futbolcu. İsviçre maçında 1-0 yenikken 2 gol birden atarak maçı kazanmamızı sağlamıştı. İnanılmaz bir futbolcuydu." Garbis'in ölmeden önceki son vasiyetiyle ilgili olarak, "Vefatından sonra Ay-Yıldız formalı resminin mezar taşına konulmasını istemişti. Bu son arzusu, yerine getirildi." ifadelerini kullanıyor.

Hamamcıoğlu, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in de 1982-83 sezonunda Taksimspor forması giydiğini aktarıyor. Hrant'ın adının lisans kartında 'Fırat' olarak geçtiğini belirten Hamamcıoğlu, Ödemişspor'la oynanan maçta 1-0 yenik durumdayken beraberlik golünü Hrant'ın attığını kaydediyor.

Hamamcıoğlu, Taksimspor'da yetişen, daha sonra profesyonel takımlara transfer olan daha birçok isim olduğunu belirterek, şunları aktarıyor: "Şimdilerde spor yazarlığı yapan Onur Belge, Metin Türel, Hayri Ülgen, Minas Ara gibi birçok isim bizden yetişti. Türk futboluna damgasını vurmuş bu isimler bizim gururumuzdur.'

haber: ilyas koç/zaman

20120102

İşsizler Ordusunun İzlediği Futbol

Aralık 2011... Senenin en soğuk, en karanlık, kasvetli zamanlarında Londra... İşsiz sayısının 2,64 milyona ulaştığı ülkede Avrupa Birliği’nin yaptırımlarına tepkiler giderek büyüyor. Verilere şöyle bir bakınca, sokaktaki İngiliz’in kızgınlığına şaşırmı yorum. Rekor sayıda işsiz… En son 1994 senesinde böyle kara bir tablo ortaya çıkmıştı. Genç kuşaktaki işsizlik sayısı 1,027 milyon! 16–24 yaş grubunda yer alan gençler arasındaki oran yüzde 22… Geleceğe dair umudu kalmamış insanların kızgın görüntüleri yansıyor sıklıkla ekranlara. Bir zamanlar üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk şimdilerde endişeyle bakıyor geleceğe.

Geçtiğimiz günlerde kamu çalışanlarının başlattığı bir günlük grev, ülkedeki genel hoşnutsuzluğu anlatıyor görmesini bilenlere. Gençler arasındaki işsizliği azaltmak amacıyla kurulan “Prince's Trust Youth” vakfının direktörü Martina Milburn, “Binlerce gencin yaşamı işsizliğin pençesinde kâbusa dönüşüyor ve biz bunu sadece izlemekle yetiniyoruz!” diyor ama kelimeler acıları anlatmaya yetersiz kalıyor. Tarihinin değilse bile en azından 1930’lardan sonra karşı karşıya kaldığı en ciddi işsizlik belası, teğet değil delip geçiyor bu diyarlarda.

• • •

Aynı günlerde, İngiltere’nin saygın gazetelerinin birinde Premier Lig’de forma giyen ortalama bir futbolcunun aldığı senelik ücretin futbol tarihinde ilk kez 1 milyon Sterlin’in üzerine çıktığını okuyorum. Diplomasını yeni almış bir doktorun senede ortalama 35 bin, hastanede görev yapan bir hemşirenin 20 bin, öğretmenin 28 bin Sterlin kazandığı, kamu çalışanlarının giderek yükselen enşasyon karşısında kan ağladığı ülkede, futbol giderek zenginliği çağrıştırıyor. 2005-2006 sezonunda Premier Lig’de forma giyen bir futbolcu haftada ortalama 13 bin Sterlin kazanırken, bu rakamın 2010-11 sezonunda 21 bin Sterlin’e yükselmiş olması o zenginliği anlatıyor. 2005 senesinden günümüze, Premier Lig’de forma giyen futbolcuların cebine giren paranın yüzde 62 oranında artmış olması futbolun giderek değişen yüzünü sergiliyor. Ortalama bir çalışanın, senede 26 bin Sterlin kazandığı ülkede, vasat bir futbolcunun o parayı sadece iki haftada kazanıyor olması işin vahim tarafı. Üstelik bu istatistiklerin içine dudak uçuklatan paralar kazanan yıldızlar dâhil değil. Wayne Rooney, Carlos Tevez, Fernando Torres; onlar haftada 200 bin Sterlin’in üzerinde kazanıyor. Manchester City takımının kadrosunda yer alan her futbolcunun senede 3,5 milyon Sterlin’den fazla kazanıyor olması çoklarını rahatsız ediyor aslında.

Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger’in, “Bu çılgınlığa son verilmeli!” çağrısı da bu yüzden zaten. Zira, futbol giderek paranın konuştuğu bir zengin eğlencesine dönüşüyor. İşsizler ordusunun ancak ekranlarda izleyebildiği futbol, para kokan statlarda ortalama gelir düzeyinin üstünde olanların, yani zenginlerin doldurduğu tribünler önünde, zenginler tarafından oynanıyor şimdi. Manchester United’ın deli dolu kaptanı, unutulmazı Roy Keane’nin, futbolun değişen yüzünü anlatmak için kullandığı, bir zamanlar çok tartışma yaratmış olan “Prawn Sandwich Brigade” (Karides Sandviç Tugayı) ifadesi günümüz tribün profilini anlatıyor aslında.

Artık maçlara seyrek gelen bilge bir futbol adamının Emirates için kullandığı, “Highbury futbol kokardı; Emirates ise para kokuyor!” cümlesini hatırlıyorum. Doğru söylemişti o bilge adam... Eskiden işçi sınıfının oyunu olarak bilinen ve adına futbol denilen o güzelim oyun, bahis, yayıncı kuruluş ve para üçgeninde giderek bizden uzaklaşıyor...

• • •


Şimdi çok eskide kalmış, bahis sitelerinin, yayıncı kuruluşun, milyon Sterlin’lik futbolcuların, pahalı kombine biletlerin, zenginlerin ağırlandığı locaların bilinmediği zamanlarda Arsenal’ın “North Bank” tribününde... Maça giriş 2,5 Sterlin... İşçisi, öğrencisi, emeklisi, hemen her kesimden taraftarın doldurduğu o eski stat… Belki 60 bin kapasiteli değil, sadece 38.500 ama yine de severdi taraftar o küçük, tarih kokan futbol mabedini. Günlerden Cumartesi olurdu; hava soğuk ama kimin umurunda! Çünkü maçlar sadece o gün oynanırdı. Maç saatlerini yayıncı kuruluş belirlemezdi. Zaten bütün maçlar aynı saate başlardı. Maçın başlamasına yarım saat kala tüm gişeler hâlâ açık olurdu; giriş kuyruğunda 10, bilemedin 15 taraftar bilet sırasını beklerdi. Arsenal metro çıkışının önü buluşma yeriydi. Sonra birlikte yürünürdü Highbury’e. Pahalı arabalar, cipler olmazdı stadın önünde. Takımın ürünlerini satan o küçük mağaza her maçta ziyaretçilerini ağırlardı. Orta yaşlardaki adam, kim bilir kaç zaman önce almış olduğu, sırtında “Tony Adams” yazan formasıyla yürürdü stada. Her sezon formalarını değiştirmezdi takımlar!

Ve onun kahramanı, her transfer sezonunda takım değiştirmezdi. O yüzden alt yapısından yetiştiği takımın en sevilen futbolcularındandı. Ve o yüzden günümüzde bile “Mr. Arsenal” olarak bilinir ve sevilir Tony Adams; o unutulmaz defans oyuncusu, yürekli kaptan... Takımlar sahaya çıkarken, her zamanki tezahürat yankılanırdı tribünlerde. Maç televizyon ekranlarında değil tribünlerde yaşanırdı. Dev ekranlara düşmezdi futbolcuların görüntüleri, çünkü o ekranlar henüz bilinmezdi. Takımların kadroları yankılanırken stat hoparlöründen, ev sahibi takımın taraftarları Tony Adams’ı, Steve Bould’u, Nigel Winterburn’u, Lee Dixon’u, David Rocastle’ı, Paul Merson’u, Alan Sunderland’ı alkışlardı. Astronomik ücretler kazanan yabancılar değil, İngiliz futbolcular çoğunlukta olurdu takımlarda. Henüz Ruslar, Araplar el atmamıştı futbola... Roman Abramovich adını bu diyarlarda kimseler bilmezdi! Zaten Chelsea de 2. lige tutunmaya çalışan öylesine bir takımdı o zamanlarda...

• • •

“Endüstriyel futbol” diyorlar ya şimdi; her şey daha fazla kombine satmak, ürün pazarlamak, her sezon daha fazla para kazanmak, küreselleşen dünyaya açılmak, takımlardan marka yaratmak ve bir sezon önce kazandığını asla yeterli bulmamak…

İşte bu kavramların bilinmediği zamanlarda, futbol işçi sınıfının oyunuydu. İşçisi, öğrencisi, emeklisi doldururdu statları. Tadı kötü bir çorbaya benzeyen, ama nedense vazgeçemediğimiz “Bovril” içimizi ısıtırdı soğuk maç günlerinde. “Karides Sandviç Tugayı” tanımı taraftar profilini anlatmak için kullanılmazdı.

Evet… şimdiki gibi havalı futbolcuların, görkemli statların, zengin taraftarların, pahalı locaların, yayıncı kuruluşların olmadığı zamanlardı: Biraz sade, biraz mütevazı, biraz bizi anlatan, biraz bize dair... O zamanlarda, işsizler ordusunun hayatlarında görmeyecekleri/göremeyecekleri paraları bir haftada kazanan futbolcular henüz bilinmezdi. Ve biz futbolu o eski statlarda, çamurlu sahalarda sevdik…

Şimdi ise işsizler ordusunun stadyuma gidemeyip ancak televizyondan izleyebildiği zengin gösterisi…


Yazı: Ziya Adnan/Birgün

20111114

Formasında İsmi Yazılı Olmayanlar Kazandı

Formalara dikkat. Hırvatistanlı oyuncuların sırtlarında isimleri yok. Türkiye'nin ise hepsinde koca koca isimler yazılı. Sonuç Hırvatistan 3-0 kazanıyor.
Sahadaki oyuncuların hiçbirisini tanımıyor olsaydık kimin gol attığını, kimin koştuğunu, kimin kaleden top çıkardığını bilmeyecek ama gol atamayanları, sahada varlık gösteremeyenleri ve kime küfredilip kimin küfrettiğini gayet iyi bilecektik.
Aradaki fark da bu bir olma, bireyselliklerinden sıyrılıp takımı için mücadele etme mantığın da yatıyordu zaten.

20111028

Kadıköy Korsanları

Fenerbahçe taraftarları Kadıköy'den Beşiktaş'a vapurla giderken..

Blogda Ara

Yükleniyor...
Related Posts with Thumbnails